Devlet yönetimi hakkında bilgi sahibi olmak için çok uzaklara gitmeden, toplumun en küçük kurumu olan aile kurumunu incelemek yeterlidir. Aile, toplumun en küçük kurumudur. Reisi, mekânı, kimliği, sorumlulukları, dostları-düşmanları, komşuları, bütçesi, geçimleri için gelir kaynakları vardır.
Devlet de böyle değil midir?.. Reisi, idari, hukuki, ticari kurumları, dostları-düşmanları, ilişki kurduğu uzak-yakın komşu devletleri, gelirleri, giderleri, bütçesi, bakmakla yükümlü olduğu milleti ile büyük bir aile yapısını anımsatmıyor mu?
Nasıl ki, aile kurumunun dış ve iç tehlikelere karşı korunması için gerekli tedbirler titizlikle uygulanıyorsa, devletin de bekası için aynı hassasiyetin gösterilmesi gerekmektedir. Hırsızına, yolsusuna, ayyaşına, sarhoşuna karşı aile kurumu nasıl korunuyorsa, devlet de korunmak zorundadır.
Fertlere hak ve özgürlük adına verilmeye çalışılan haklar, hiçbir zaman devletin bütünlüğüne ve bekasına zarar vermemelidir. Çünkü devlet bekası; süreklilik, sorumluluk ve güçlülük gerektirir.
Savunma politikalarını bu temel üzerine kuran devletler, güçlerine güç katarlar. Onun içindir ki devletinin bekasını düşünen milletler, içerden ve dışardan gelebilecek her türlü tehlikelere karşı çok dikkatli davranırlar. Olayları çok boyutlu ele alır, günü birlik politikalar yerine; kalıcı, akılcı ve sürekli politikalar üretirler. Devlet politikasında kuşkuculuk (şüphecilik) çok önemli bir unsurdur.
Ama maalesef, son yıllarda bu refleks zaafiyete uğramış gibi görünmektedir. Daha dün vatanımızı işgal eden, milletimizi hayasızca katleden devletlerle işbirliğine kalkışıyoruz; hem de onların istek ve arzuları doğrultusunda hareket ediyoruz. Bu şekilde; Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği hedefler göz ardı edilmiş vaziyettedir.
AB hayalleri uğruna şu milletin tüketilen değerlerine, uğratılan zaafiyetine baktıkça, insanın ağlayası geliyor. Daha dün atımızın üzengisini öpenlerden medet ummamız, inanın Müslüman Türk vatandaşı olarak kanımıza dokunuyor.
Çıkardığımız kanunları, yaptığımız eğitimi, örfümüzü, adetlerimizi, hep onların istekleri doğrultusunda değiştirdik. Yaşantımız, aile düzenlerimiz, hal ve hareketlerimiz, hep onlara benzedi. Dünyaya çare sunan, medeniyet ve insanlık öğreten bir konumdan, onlara el avuç açan, medet uman bir duruma düştük.
Tarihin hiçbir diliminde umudu, çareyi Avrupa’dan bu kadar çok beklemedik.
Halbuki Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk, yıllar önce bu konuda bizi uyarmıştı;
“Efendiler!
Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık, Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanadurmuştur. Artık vaziyeti düzeltmek için; mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Halbuki, hangi istiklâl vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin?.. Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!”
Biz, mazisi zaferlerle dolu asil bir milletiz. Şimdiye kadar kimsenin kapısında kul-köle olmadık. Devletler kurduk, yendik, yenildik; ama asla egemenliğimizi yitirmedik.
Ne zaman kendimize güveneceğiz?. Ne zaman kudret iksirinin gönlümüzde olduğunu keşfedeceğiz?
Güç sende, uzaklarda arama; zira, “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”
Önce Cumhuriyet bayramını kutladık. Sonra 10 Kasım da Atamızı ölümünün 70. yıldönümünde rahmetle andık. Millet olarak yoğun bir Atatürk gündemi yaşadık. Yaşanan bu süreci millet ve devlet adına faydaya çevirmek için şimdi herkesin kendini bu terazide tartması gerekmektedir. Atatürk’ün giydiği, içtiği, yattığı kalktığı şeylerle ilgilenmek yerine; Onun temel görüşleri, fikriyatı ve hedefleri en ince ayrıntısına varıncaya kadar öğrenilmelidir. Genciyle ihtiyarıyla beklide en fazla ihtiyaç duyulacak budur…
Yaşanılan sıkıntılı durumlardan kurtulmak için keşke Atatürk aramızda olsaydı demek yerine, Onu anlamaya çalışmak daha akıllıca iştir. Eğer Onun ortaya koyduğu hedefler gözetilirse; göreceksiniz bu Millet nice liderler yetiştirecektir. Unutulmaması gereken şudur; Biz Türkler, dünya Liderleri yetiştiren bir Milletiz…
Yeter ki kendinizi keşfedin,,, TARİHTEN İLGİNÇ BİR OLAY:Uygur
bölgesinde bulunan, Mısır piramitlerinden yüzyıllarca önce yapılan ve
Mısır piramitlerinden daha yüksek/büyük olan piramitleri yapan
Türklerdir. Çin hükümeti buraya girişi tamamı ile yasaklamıştır. Çünkü
bu piramitlerin içinde proto-Türk yazılar mevcut. Arkeologların dahi
girişine kati surette izin verilmiyor.
Çü...nk...ü dünya tarihinin tekrar yazılması gerekebilir.Bugün
Çin sınırları içerisinde yer alan, Xian şehrine 100 km uzaklıkta qin
ling shan dağlarında Ön-Türk uygarlıklarından birisi tarafından inşa
edilmiş, etrafında irili ufaklı 100 adet piramitle beraber, 300 metre
yüksekliğinde bir piramit bulunmaktadır; BEYAZ PİRAMİT Beyaz
Piramit’in ikinci dünya savaşı sırasında çin’e yardım malzemesi götüren
bir C-54 uçağından çekilen fotoğrafı 1957 yılında ilk kez life
dergisinde yayınlanmıştır.Bu piramitleri araştırmak üzere 1994
yılında şensi bölgesinde bir araştırma gezisi yapan alman bilim adamı
hartwig hausdof kendi koleksiyonundan birkaç resmin halka açılmasına
izin vermiştir.
Bugün Çin sınırları içerisinde yer alan, Xian şehrine 100 km uzaklıkta qin ling shan dağlarında Ön-Türk uygarlıklarından birisi tarafından inşa edilmiş, etrafında irili ufaklı 100 adet piramitle beraber, 300 metre yüksekliğinde bir piramit bulunmaktadır; BEYAZ PİRAMİT
Beyaz Piramit’in ikinci dünya savaşı sırasında çin’e yardım malzemesi götüren bir C-54 uçağından çekilen fotoğrafı 1957 yılında ilk kez life dergisinde yayınlanmıştır.
Bu piramitleri araştırmak üzere 1994 yılında şensi bölgesinde bir araştırma gezisi yapan alman bilim adamı hartwig hausdof kendi koleksiyonundan birkaç resmin halka açılmasına izin vermiştir. hausdorf’a göre piramitlerin yapım tarihi en az M.Ö. 2500’ler civarındadır.
Bölge çin tarafından yasak bölge ilan edilmiş olduğundan dolayı piramitler içerisinde bulunan mısır medeniyetinden çok ileri bir teknikle mumyalanmış olan cesetler ve Ön-Türkçe yazıtlar üzerinde araştırma yapılamamaktadır.Piramitlerin ebat, orijinal şekil ve büyüklükleri ,dikkat çekmemesi açısından Çin hükümeti tarafından maksatlı olarak tahrip ve kamufle edilmiştir.Piramitlerin üst tarafları kesilmiş ve üstleri toprakla doldurulup, kamuflaj amacıyla ağaçlandırılmıştır .
Tüm İnsanlık tarihini değiştirerek; MEDENİYETİN ASIL YARATICISININ TÜRKLER OLDUĞU SONUCUNU DOĞURAN, bu olağanüstü keşif batılı bilim adamları(!) tarafından ısrarla görmezlikten gelinmekte ve insanlığın bilgisinden daha uzun süre saklanması mümkün olmayan bu piramitleri başka bir uygarlığa mal etmeyi amaçlayan maksatlı çalışmalar yapılmaktadır…

Her şey Türkiye için
Osman Gündüz Akın. | 30/05/2009, 17:00
Türkiyem ize ve Türk dünyasına sahip çıkmak için Atatürk ümüzün milletimiz hakkındaki direktifleri uygulanmak zorundadır.Dünyadaki türklere Ne Mutlu Türk üm diyene dedirtebilmeli,kültürel birligi sağlamalı,ekonomik entegrasyona geçebilmeliyiz.